Loading...
Bilim Teknik ==>
   >>>>>>>Teori ve Yasalar
   >>>>>>>20.YY da Bilim Teknik


 Forum

Paralel Evrenler

Yaklaşık yüz yıldan beri bilim karanlık bir gizemle boğuşuyor: "Bizim algılarımız dışında gizli Dünyalar olabilir."   Mistik insanlar uzun zamandır böyle dünyaların var olduğunu iddia ediyorlar. Bu dünyaların hayaletler ve ruhlarla dolu olduğunu söylüyorlar. Bilimin en son isteyeceği şey böyle batıl inançlarla ilişkilendirilmekti, ancak 1920´lerden beri fizikçiler rahatsız edici bir buluşu anlamlandırmaya çalışıyorlar. Elektron gibi parçacıkların gerçek konumlarını tespit etmeye çalıştıklarında bunun imkânsız olduğunu gördüler. Tek bir yerde değillerdi. İçlerinden bir bilim adamı atomların özellikleri üzerinde çalışırken daha önce hiç kimsenin kurgu olarak bile icat edemediği garip bir gerçeklikle karşılaştı.

Paralel evrenler 2 solucan deligi D9C63
Parçacıklar gerçekten aynı anda birden çok yerde olma ihtimaline sahiptiler. Bu duruma tek mantıklı açıklama bu parçacıkların bizim evrenimizde var olmadığı idi. Birbirlerinden ufak farklılıkları olan sonsuz sayıda paralel evren olduğu fikrine geçiş yaptılar. Yani, Napolyon´un Waterloo savaşını kazandığı, bir başkasında İngilizlerin, Amerikan kolonilerine bağlandığı paralel evrenler mevcut. Bir tanesinde de siz asla doğmadınız. Aslında, bir şeyin olma ihtimali varsa bir yerlerde olur. Yani bizim bildiğimiz evrenin üzerinde Al Gore´un Amerikan başkanı, Elvis Presley’in ise hala yaşadığı bir evren olabilir. Bu fikir o kadar rahatsız ediciydi ki yıllar boyu bilim adamları bunu görmezden geldi. Ama zamanla paralel evrenler muhteşem bir dönüş yapabilirdi. Ama bu sefer farklı bir şekilde, Elvis´in yaşıyor olmasından daha garip bir şekilde hem de. 

"Ne dilediğine dikkat et, dileklerin gerçek olabilir."


Fizikçilerin en büyük dilekleri evrendeki her şeyi açıklayabilecek tek bir teori bulabilmek olmuştur. Paralel evrenlerin istem dışı yeniden keşfine sebep olan da bu hayaldir. Bu hemen hemen bütün fizikçileri peşinden sürükleyen bir hayaldir.

Yaratılış anında evrenin simetrik, saf ve mükemmel olduğuna inanırız. Sürtünme olmadan Newton yasaları, basit, mükemmel ve güzel, saf, asil ve temeldir, tıpkı zamanın başlangıcında olduğu gibi.


Sekiz yaşındayken, öğretmenim bir gün sınıfa girdi ve büyük bir bilim adamının öldüğünü söyledi. Akşam haberlerinde her yerde onun en büyük çalışmasının yarım kalmış yazılarının olduğu masasının resimleri vardı. O yazılarda ne olduğunu bilmek istedim. Yıllar sonra onun, Albert Einstein'ın Her şeyin Teorisi´ni, evrenin teorisini yaratma denemesi olduğunu öğrendim. ve bu görevin bir parçası olmak istedim. Einstein Her şeyin Teorisi hayalini asla gerçekleştiremedi, ama diğerleri tekrar ve tekrar bu nihai buluşun eşiğinde olduklarını düşündüler. Şimdiye kadar bu hep iyimser bir düşünceydi. 1980´lerde bir devrim gerçekleşti. Dünya çapında üniversitelerde bilim üzerine yeni fikirler öne sürüldü.

Sonunda, evrendeki her şey açıklanabilecek gibi görünüyordu.Ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking bile fiziğin evrenin zihnini okumaya hazır olduğundan çok emindi. Artık büyük bilimsel problemler olmayacaktı. Bir fikir diğerleri arasında en sıra dışı olanıydı. Herşeyin Teorisi için çok önemli bir adımdı ve Burt Ovrut gibi bilim adamlarının hayallerini zapt etti. Bu fikir tamamen tellerden ibaretti. Fizik var olduğundan beri, maddenin hep küçük parçacıklardan oluştuğu düşünüldü. Şimdi bakış açımızı değiştirdik. Artık maddenin küçük tellerden oluştuğunu düşünüyoruz.

Yıllar boyu, evrendeki maddenin küçük, gözle görülemeyen parçacıklardan oluştuğu su götürmez bir gerçekti. Ama şimdi aniden parçacık fizikçileri yanlış şey üzerinde çalıştıklarını fark ettiler. Parçacıklar gerçekten ince, görünmez tellerdi. Teorinin adı "Tel (Sicim) Teorisi" idi ve maddenin bir müzik tınısı gibi bu tellerden yayıldığını söyledi. Bir keman teli veya gitar teli gibi düşünebilirsiniz. Belli bir şekilde çekerseniz belli bir frekans alırsınız, ama başka türlü çekerseniz daha başka frekanslar, daha doğrusu notalar alırsınız. Doğa, bu süper-teller ile çalınan küçük notalardan oluşmuştur. Bir anda tüm evrenin bir senfoni, fizik yasalarının ise süper-tellerin harmonisi olduğunu anladık.

Tel (Sicim) Teorisi o kadar kışkırtıcı ve sıra dışıydı ki mükemmel bir Her şeyin Teorisi gibi görülmeye başladı. Rüzgârı kesinlikle hepimizi silip süpürdü. Harika ve basit bir teoriydi. Bu sebeple birçok insan, "madem bu kadar basit ve harika, neden bunu doğa için temel birleştirme prensibi olarak kullanmayı denemiyoruz" dedi.


Ancak, Tel Teorisi Einstein'ın kayıp Her şeyin Teorisi olabilecekse bir testi geçmek zorundaydı. Çok özel bir olayı açıklamalıydı:

"Evrenin doğuşu"

Evrenin doğuşunun kökleri, güneş ve galaksilerin devasa dünyasında çalışan kozmologlar için her zaman özel bir konu oldu. Onlar bile dünyanın nasıl başladığını tam anlamıyla anlamanın eşiğinde olduklarını hissettiler. Uzun zamandır, her şeyin devasa bir patlamayla, Büyük Patlama ile başladığını biliyorlardı. Ama şimdi kozmologlar bu düşünceyi gözden geçirdiler. Zamanda geri geri giderek Büyük Patlama anına gitgide yaklaşmayı denediler. Çalışmaları inanılmaz derecede doğruydu. İlk yıldızların ve galaksilerin oluştuğu dünyanın henüz sadece bir milyar yaşında olduğu zamanlardan ilk atomların oluştuğu dünyanın bir kaç yüz bin yaşında olduğu zamanlara veya ilk çekirdeğin oluştuğu, evrenin henüz bir kaç saniyelik olduğu zamanlara kadar geri gidebileceğimize inandık.

Fizik artık evrendeki bu sıra dışı olayları konuşmaya hazırdı. Saniyenin bölümleri hatta saniyenin milyarda milyarda milyarda biri kadar zamanlar, Büyük Patlamadan 10-35 saniye kadar sonrası. Kesinlikle harika. Eğer evrendeki her şey açıklanacaksa Tel Teorisi ve Büyük Patlama birbirlerini tamamlayacak şekilde kesin olarak örtüşmeliydiler.

Nihayetinde birisi evrenin doğuşunu diğeri de evrendeki maddelerle ilgiliydi. Kaçınılmaz sonuç kesinlikle buydu. Fizik tam da zaferin eşiğinde gibi görünürken, her şey korkunç şekilde yanlış gitti. Çabalar bu iki fikri birleştiremedi. 10 yıl süren uğraşlardan sonra daha kötüsü oldu, bu gözde fikirler, kendi kendilerini yok etmeye başladılar. İlk sorun Büyük Patlama ile ilgiliydi. Kozmologlar zamanda geri gittikçe Büyük Patlamanın başlangıcına kadar gidebileceklerini düşündüler. Hiçbir boşluk kalmayacaktı, ama yıllar süren uğraştan sonra hala kurtulamadıkları bir boşluk vardı. Hem de en önemlisiydi.

Paralel evrenler 1 A2B83

Ona Büyük Patlama Teorisi desek de Büyük Patlamanın ne olduğu hakkında hiçbir şey söylemiyor. Bize neyin patladığını, neden patladığını, patlamasına neyin sebep olduğunu söylemiyor. Bu patlamadan hemen sonraki koşulları tahmin etmemize imkân verecek kadar bile açıklayamıyor. Kozmolojinin temel sorunu, bildiğimiz fizik yasalarının Büyük Patlama anında geçersiz kalmasıdır. Bazıları "ne var bunda", "fizik yasaları çöküyorsa ne olmuş" diyebilir ama bu bir fizikçi için felakettir. Tüm hayatlarımız boyunca, evrenin matematik dilinde ifade edilebilir bilinebilir yasalara uyduğunu ifade etmeye çalıştık. Şimdi elimizde evrenin esas parçası var ama bu fizik yasalarının ötesinde kayıp bir parça. Büyük Patlamanın ilk anı kozmolojideki tek büyük gizemdi. "Tekillik" olarak adlandırıldı.

Einstein’ın Genel Görecelilik Kuramını varoluşun başlangıcına kadar geri götürünce bütün denklemlerin patladığı, "tekillik" olarak adlandırdığımız şeyi keşfedersiniz. Fakat daha sonra Büyük Patlama ile ilgili sorunlar gölgede kaldı.


Teller de tehlikedeydi. Daha çok insan Tel Teorisinin evrendeki her şey için tek bir açıklama üreteceği umuduyla çalıştıkça kafaları iyice karıştıran şeyler oldu. Fizikçiler onun ikinci bir şeklini buldular, daha sonra da üçüncü bir şeklini. Ve sonunda ellerinde beş adet farklı Tel Teorisi vardı. Tek ve pek belirleyici değildi. Beş çok büyük bir sayı olmasa da bizim için çok büyüktü, çünkü biz tek bir teoriye sahip olmayı istiyorduk. Bu kesinlikle ciddi bir problemdi, büyük bir krizdi. Bu beş teoriye ayrı ayrı çalışırken bir yandan da akıllarımızda "Neden bunlardan beş tane var, bir tane olması gerekmez miydi" sorusu vardı. Tel Teorisi dağılmaya başladı. Her şeyin Teorisi hayali hiç olmadığı kadar uzaktı artık. Alaycı insanlar ortaya çıktılar ve Tel Teorisinin çok zor olduğunu, çıkmaz sokak olduğunu izlenmesi gereken yol olmadığını, Her şeyin Teorisi olmadığını hatta Hiçbir şeyin Teorisi olduğunu söylediler.

Ancak fizikçiler umutlarını neredeyse kaybederken yeni ve ürkütücü bir keşif yapılmalıydı. Bu onları yeniden azimlendirebilir ve onları pek de popüler olmayan fikirleriyle, paralel evrenler fikriyle yüzleşmeye zorlayabilirdi. Tel Teorisi dağıldığında üzülmeyenler vardı. Hatta bazıları bu gerçeğin tadını çıkarır gibiydiler. Eğer Tel Teorisi gerçekten Her şeyin Teorisi denen şey ise beş tane Her şeyin Teorisi israftan başka bir şey değildir.

Michael Duff, süper yerçekimi diye anılan eski bir fikrin yükselen yıldızıydı. Tel Teorisi süper yerçekimini saf dışı bıraktı ve Duff´ın kariyerini hemen hemen tümüyle mahvetti. Fizikçiler modaya göre yönlendirilmeye yatkınlar. Yeni fikirlerin hangi yönde ilerleyeceğini dikte eden gurular vardır. Birçok yönden çok yalnız olduğum bir zamandı. Ne zaman yanıma yüksek lisans öğrencileri almak istesem çoğu bana "bakın, haklı ya da haksız olabilirsiniz, ama süper yerçekimi konusunda çalışırsam işsiz kalırım" diyorlardı.

solucan deligi 1 FC7FESüper yerçekimi ile uğraşanların gururunu en çok kıran başlamak için onların teorisinin de Tel Teorisinden çok farklı olmadığıydı. Aralarındaki asıl görüş ayrılığı dışarıdan bakan biri için kusur arama gibi gözüken bir noktadaydı. Bu nokta, evrendeki boyut sayısıydı. Normalde üç boyutlu bir dünyada yaşadığımızı düşünürüz.

Üç doğrultuda hareket edebiliriz. Sağa veya sola, yukarı veya aşağı ve ileri veya geri. Ama fizik buna yeni boyutlar ekledi. Einstein, zamanın dördüncü boyut olması gerektiğini söyledi. Sonra birileri beşinci uzaysal boyutu ve arkasından da altıncıyı önerdi. Sayılar gitgide arttı. Yeni boyutlar evrende bizim asla algılayamayacağımız uzaylardı. Çoğu da mikroskobik düzeydeydi. Ama bilim adamları yine de orada bir yerde olduklarına inandılar. Tel Teorisi toplamda tam olarak 10 boyut olduğunu iddia etti. Şimdi, eğer bir teli titreştirirseniz, doğru şekilde titreşebilmesi için yeteri kadar yer olmalıdır. Bunun üzerinde kafa yorarsanız da matematiksel olarak çok net bir cevap çıkar. Tel, 10 boyutlu uzayda olmalıdır.

On boyut. Dokuz uzaysal boyut ve bir zaman. Süper yerçekimi ise tam olarak on bir boyut olduğunu iddia ediyordu. Süper yerçekimi denklemleri, sadece 11 boyutlu ortamda yazıldıkları zaman en basit ve doğru şekli alıyorlardı. On boyutla on bir boyut arasında bir savaş vardı. On boyutlu güruhta tel teorisyenleri vardı, hem de yüzlercesi. Evrenin bilinen tüm özelliklerini tek bir ortamdan, titreşen telden incelemeye çalışıyorlardı. Bunun yanında da, on birinci boyutta çalışan bu küçük haydut grubu vardı.

Tel Teorisi en şaşalı dönemindeyken sadece bir kaç kişi on birinci boyutu ciddiye aldı, ama süper yerçekimciler asla pes etmedi. Alttan alta bir gün 11 boyutun zamanı geleceğine inandım. Ne zaman ve nasıl olacağından emin değildim ama er ya da geç 11 boyut her şeyin merkezine oturacaktı.


Fakat artık devran döndü, Tel Teorisi sıkıntıdaydı. Beş farklı teori, onun fiziğin aradığı her şeyi kapsayan teori olamayacağını gösteriyordu. her şey, Tel Teorisi´ni kurtarmaya çalışıyordu. Daha doğrusu, hemen hemen her şey. Şaşırtıcı bir duyuru yapıldı. Görünümü tamamıyla değiştiren yeni bir şok dalgasıydı bu. Son bir umutsuz hamleyle tel teorisyenleri çürümüş fikirlerine son bir şey eklemeyi denediler. Çürütmek için çok çaba sarf ettikleri şeyi eklediler. On birinci boyut.

onbirinci 11 boyut 49EDF.pngBir anda bu beş tel teorisine sanki sihirli bir şey oldu. İnanılmaz bir şekilde aslında beş teorinin de aynı olduğu ortaya çıktı. Bu beş Tel Teorisi aslında daha temel tek bir teorinin -muhtemelen 1980´lerde gözden düşen o teorinin- farklı görünüşleriydi.

On bir boyutta, tepeden aşağı doğru bakarken Tel teorisinin aslında çok daha büyük bir gerçekliği, on birinci boyutun bir parçası olduğunu görebilirdiniz. On birinci boyuta harcanmış bunca yılın tamamen boşa gitmemiş olduğunu hissetmek harika bir duygu. İki kutup da diğerinin hatalı olduğundan emindi. Ama şimdi, fikirlerinin birbirini mükemmel bir şekilde tamamladığını anladılar. Bir yeni boyutun daha eklenmesiyle Tel Teorisi yeniden anlam kazandı. Ama çok daha farklı bir teori haline geldi.


Tellere ne oldu?

Evrendeki maddenin temel yapı taşı olduğu düşünülen küçük, görünmez teller, on birinci boyutun eklenmesiyle değiştiler. Uzadı ve birleştiler. Şaşırtıcı sonuç, evrendeki bütün maddenin tek bir devasa maddeye, bir zara, bağlandığıydı. Yani, bütün evrenimiz aslında bir zardan ibaret. Artık evrendeki her şeyi açıklama görevi merkezde bu teori olacak şekilde yeniden başlayabilirdi. Buna Zar (Membrane) Teorisi veya M Teorisi dendi. Ama fikir o kadar gizemli ve derindi ki bazıları M´nin farklı anlamlara gelebileceğini düşündü.


M TEORİSİ
M büyü (magic), gizem (mystery) veya zar (membrane) anlamına gelir. Fizikçiler M Teorisi hakkında konuştukları zaman gözleri parladı. Belki de M ana (mother) anlamına geliyordur, tüm tellerin anası. Belki büyü (magic). Belki de görkem (majesty). Evrenin bu kapsamlı projesinin görkemi. Sihirli gizem, çılgınlık. M Teorisi ile beraber sonunda evrendeki her şeyi açıklayabilecek bir teori olabileceği ortaya çıktı. Ancak bunun doğru olup olmadığına karar vermeden önce bilim adamlarının bu yeni on birinci boyut hakkında daha çok şey bilmeleri gerekiyordu. Hemen anlaşıldı ki, orası bizim normal algılarımızın kurallarının geçersiz kaldığı bir yerdi. Mesela, aynı zamanda hem sonsuz uzunlukta hem de çok küçük mesafeliydi.


Paralel evren karikatur AC4DAOn birinci boyut en uzun olduğu halinde bile milimetrenin trilyonda biri olabilir. Bu 10 üzeri -20 milimetreye karşılık gelir. Yani, bir milimetreyi alıp onu 10´dan sonra 20 adet sıfır olan bir sayıya bölmek demek. Bu çok çok küçük. Yani bu, bizim üç boyutlu dünyamızda her noktada onun sadece milimetrenin trilyonda birinde var olduğu anlamına gelir. Bu vücudunuza kıyafetlerinizden daha yakındır ama yine de onu hissedemeyiz. Bu gizemli uzayda bizim zar yapılı evrenimiz yüzmektedir. İlk başta hiç kimse bunun nasıl işlediğini anlayamadı. Daha sonra bazıları onun ince bir lastik gibi yüzüyor olabileceğini söyledi. Başkaları da onun hiper uzayda amaçsızca şişirilmiş titreşen bir balona benzeyebileceğini söyledi.

Tüm bu gerçek dışılık yetmezmiş gibi daha sonra on birinci boyutun diğer ucunda işleyen başka bir zar evren olabileceği öne sürüldü. En başta bu fikir pek ciddiye alınmadı, ama zamanla tekrar incelendi. Fizik, evrenimizin gerçekten yalnız olup olmadığını sorgulamak üzereydi. Her şey Lisa Randall ile başladı. İnsanlar tırmanışın tabi ki çok fiziksel olduğunu düşünür ama aynı zamanda tek küçük bir şeye yoğunlaşabileceğinizi anlarsınız. Randall, açıklanamayan bir olgu ile büyülenmişti.


Yerçekiminin zayıflığı:

Doğada çok çeşitli kuvvetler görüyoruz. Çoğunu bir yere kadar anlarız ama yerçekimi çok farklı görünür. Yerçekimi kuvveti diğer kuvvetlerle kıyaslandığında son derece zayıftır. Siz etrafınıza bakıp yerçekiminin pek de zayıf durmadığını söyleyebilirsiniz, ama bir de şöyle düşünün, koca bir dünyanın karşı koymasına rağmen siz nesneleri kaldırabilirsiniz. Yerçekimi günlük hayatımızda hiç de zayıf görünmez. Ayaklarımızı yerde tutmaktan sorumludur, dünyanın güneş etrafında dönmesinden, vesaire. Ama aslında yerçekimi diğer kuvvetlerle kıyaslandığında son derece zayıftır.

Eğer sıradan bir buzdolabı mıknatısı alırsanız ve onunla metal bir iğneyi tutarsanız bunu anlaması çok daha kolay olur. Hepimiz biliriz ki, buzdolabı mıknatısı o iğneyi masadan kaldıracaktır. Bu yerçekiminin küçük bir mıknatıs karşısında bile nasıl zayıf kaldığını gösterebilir. Yeni boyutlarla birlikte, yerçekiminin ne kadar zayıf olduğunu açıklamak üzerine çok yeni fikirler ortaya çıktı.

M Teorisi doğduğunda Randall ve arkadaşları yeni bir açıklama olabilir mi diye merak ettiler. Yerçekimi bizim evrenimizden on birinci boyutun boş uzayına sızıyor olabilir miydi? Yerçekimi belki de göremediğimiz diğer evrenlerde gücünü harcadığı için, çok güçlü olmasına rağmen bize oldukça zayıf görünüyordu. Randall yerçekiminin bizim zar evrenimizden boş uzaya nasıl sızdığını hesaplamaya çalıştı, ama başaramadı. Daha sonra on birinci boyutta başka bir zar olabileceği teorisini duydu. Artık çok garip düşünceler içindeydi. Ya yerçekimi bizim evrenimizden değil de aslında bizim evrenimize sızıyorsa? Ya o diğer evrenden geliyorsa?

O diğer zarda yerçekimi de diğer kuvvetler kadar güçlü olmasına rağmen bize ulaşana kadar geçen zamanda zayıf bir sinyale dönüşüyor olabilir. Hesaplamalarını yeniden yaptığında her şey mükemmel bir şekilde yerine oturdu. İki adet zar olduğunu hayal edin. Bir tanesinde biz oturuyoruz ve diğerinde diğer bütün şeyler var. Ama bizim parçacıklarımız değil, bizim yapı taşlarımız değil ve bizim kuvvetlerle ilişkili gördüğümüz şeyler değil. Eğer yeni boyutta bir yerde yaşasaydık yerçekimini yine çok zayıf görecektik, çünkü zamanının çoğunu diğer zarda harcıyor olacaktı.

Biz sadece yerçekiminin sonunu görebiliyoruz. Yerçekiminin zayıflığı sonunda açıklanabilecekti. Ancak sadece paralel evren fikrinin öne sürülmesiyle bu mümkündü. Randall´ın fikri Pandora´nın kutusunu açtı. Bir anda dünyanın her yerinde fizikçiler on birinci evrenle uğraşmaya yıllanmış problemleri çözmeyi denemeye başladılar. Her seferinde de mükemmel açıklamanın başka bir paralel evren olduğu ortaya çıktı. Nereye baksalar sürekli başka paralel evrenler buluyorlardı.

On birinci boyutun her köşesinden paralel evrenler fışkırıyordu. Diğer evrenler bizimkine paralel ve bizimkine oldukça benziyor olabilirler. Ama hiçbir zaman onların farkında olamayız. Tamamen farklı kurallarla işleyen bambaşka evrenler de olabilirler. Hepsinde yaşam da olmayabilir ama bazılarında olacaktır ve bu evrenlerden sonsuz sayıda olduğunu göz önünde bulundurursanız sonsuz sayıda da yaşayan uygarlık olmalıdır.

Bu evrenlerden bazıları tıpkı bizimki gibi olabilir tek bir farkla, siz orda olmayabilirsiniz. M Teorisi gitgide garip bir hal almaya başlamıştı. Evrendeki her şeyi açıklayan teori olabilir miydi gerçekten? Öyle olabilmesi için çekiştiği diğer teorilerin şimdiye kadar yapamadığı bir şeyi yapabilmeliydi. Büyük Patlamanın başlangıcındaki tekilliği açıklayabilmeliydi. M Teorisi merkezinde paralel evrenler bulunan uygun bir cevap bulmak üzereydi. 2001 yılının başlarında, hakim olan genel görüş on birinci boyutun, içinde evrenlerin düzgün bir şekilde yüzdüğü sakin bir yer olduğuydu. Ama Burt daha heyecan verici bir fikir ortaya attı. Evrenler on birinci boyutta devasa türbülans dalgaları gibi hareket ediyor. Bu şeyler hareket edebilir. Sabit değiller. Bilirsiniz, evrendeki her şey gibi hareket edebilirler ancak hareket edebilmeleri için pek yer yok.




m teorisi agi 75772

Aslında, hareket ediyorlarsa birbirlerine çarpmaları kaçınılmazdır. Doğrusu, ya birbirlerinden uzaklaşır, ya da birbirlerine çarparlar. Bende kendi kendime "çarparlarsa ne olabilir?" diye sordum. Yeni nesil kozmologlardan Neil Turok´a göre Burt´un on birinci boyuta bakışı ilgi çekiciydi ama onun ve arkadaşlarının aklında başka şeyler vardı. Hala kozmolojinin büyük sorunlarıyla boğuşuyorlardı.

Bir başlangıç var mıydı? Büyük Patlamadan önce de zaman akıyor muydu? Evren nereden gelmişti?

Hepsinden öte, hala en büyük problemi çözmeye çalışıyorlardı. Büyük Patlamanın ilk başlangıcına, tekilliğe, ne sebep oldu? Kimse tekillik için, evreni belli bir zamandan itibaren başlatıp "öncesinde ne olduysa oldu, buradan devam edelim" demekten başka bir çözüm bulamıyordu ve bu hiç tatmin edici değildi. Bu kozmolojideki en derin problem. Eğer tekilliği aşarsanız evrenin teorisini tamamlamaya çok yakısınız demektir. Çoğu kozmolog, buna asla cevap bulamayacaklarını düşünmeye başladılar. Turok ve arkadaşları, Burt´un açıklamasını ilk kez doğru bir şekilde dinledikleri zaman neredeyse pes etmek üzereydiler. Cambridge’de bir konferansta, M Teorisinin önde gelenleri fikirleri tartışmak üzere bir araya geldiler.

Burt şovun yıldızıydı. Onun vahşi on birinci evrene olan bakışı oradaki tüm fizikçileri hayrete düşürdü ve kozmologların dikkatini çekti. Bir sürü fikir dinledik. Ancak beni ve Neil´i en çok etkileyen fikirler Burt´un sunduğu fikirlerdi. Konferansın son gününde Neil Turok, Paul Steinhardt ve Burt dışarı çıkmaya karar verdiler. Bir oyun izlemeye gittiler. O zaman Londra´da sergilenen Kopenhag oyununu görmeye gittik. Londra´ya gitmek için üçümüz bir trene bindik ve oturup fikirleri tartışmak için trende bir saat civarında bir vaktimiz oldu. Seyahat boyunca fikirler havada uçuşmaya başladı.

Trende üç fizikçi ve evrenin en büyük sırrı: Büyük Patlamaya sebep olan KUVVET neydi.

(m Teorisi Ağı)

Paul, Burt ve ben trende oturmuş aklımıza geleni söylüyorduk. Birimiz, sanırım bendim, "peki neden patlama olmadan bir evren oluşturamıyoruz" diye söze başladı. Ardından Neil, "eğer böyle yaparsan evrendeki tüm maddeyi ve ışımayı yaratabilmelisin" diye araya girdi. Birimizin diğerinin cümlelerini tamamladığı bir konuşmamız oldu ve böylece hayal gücümüzü serbest bıraktık.

Devam ettikçe, en azından bu zar çarpışmalarının ilkel evreni nasıl üretebileceği konusunda daha çok fikrim oldu. Bilhassa ellerimle yapmak çok kolay, çarpıştıkları zaman Büyük Patlama olabilir. Sonuç olarak Büyük Patlama, iki paralel evrenin karşılaşmasının sonucu. Ama nasıl olur da böyle bir patlama bildiğimiz dünyayı oluşturur? Yaşadığımız evren yıldızlar ve galaksiler dediğimiz devasa madde yığınlarına sahip. Evrende her şeyin düzgün olmadığını biliyoruz. Aslında küçük yığınlar var, yıldızılar var, galaksiler var, uzak gök cisimleri var, madde yığınları var. Artık, iki paralel evrenin çarpışmasının nasıl olup da bu madde yığınlarını oluşturduğunu açıklamak zorundaydılar.

Zarlarla açıklanabilir miydi? İnsanlar genelde zarları düz, yumuşak geometrik düzlemler olarak düşünür. Ama sanırım bize göre, bu resim doğru olamazdı. Kusursuz şekilde düz olamazdı. Dalgalanmalıydı. Yüzeylerinde dalgalanmalar varken bu zarlar birbirlerine yaklaşırsa ne olur? Ve bir araya geldiklerinde birbirlerine aynı zamanda ve aynı noktada çarpmak yerine aslında farklı zamanlarda farklı noktalardan çarparlarsa? Zarların hareket ettikçe dalgalandığını ve çarpışmaları sonucu bu dalgaların gerçek maddeye dönüştüğünü bulduk.

Paralel evrenler on birinci boyutta dalga gibi hareket ediyorlardı. Büyük Patlamadan sonra madde yığınlarının oluşmasına sebep olan da bu dalgalanmalardı. Sonunda evrenin doğuşu hakkında tam bir açıklamaya sahip oldular. Artık daha derin bir şey yapabilirlerdi. Fizik yasalarını zamanda geri götürerek Büyük Patlama anını geriye doğru geçebilirlerdi. Zarların tekillikten önce varlığı Büyük Patlamadan önce zaman olduğunu gösterir. Tekilliğin başlangıcına kadar zaman takip edilebildi. Geri geri genişlemenin olduğu yere ulaşana kadar gidersiniz ve ondan sonrası başka bir dünyaya geçiş gibidir.

Zarlar çarpıştığında bu çarpışma M Teorisi ile açıklanabilir ve bundan sonrası bir bilinmez olmaktan öte artık matematik ve bilim diyarına aittir. Tekillik kaybolmuştu ve bu onlara sadece bir saatten az bir zamana mal oldu. Oyunu izlemeye gittiler. Fikir çok yeni olduğundan tartışılmaya yeni başlandı.

Ama kabul edilirse, Einstein'ın kayıp teorisinin sonunda bulunduğu anlamına gelecek. M teorisi gerçekten evrendeki her şeyi açıklayabilir ama zafer biraz acı olacak. Bu uzun uğraşlardan sonra bilim açıklamaya çalıştığı evrenin pek özel olamayabileceğini keşfetti. Evren, birleşerek çoklu evreni oluşturan sonsuz sayıdaki zarlardan başka bir şey değil. Çoklu evrenin son açıklaması, farklı fizik yasaları olan sonsuz sayıda paralel evren olabileceğidir. Büyük Patlamalar muhtemelen her an oluyor. Bizim evrenimiz de şu an bir genişleme sürecinde olan diğer evrenlerle beraber var oluyor.

Bizim evrenimiz de baloncuk okyanusunda yüzen tek bir baloncuk olabilir. Fakat bu hikâyenin sonu değil. Keşfedilmiş olabilen Her şeyin Teorisini kullanmaya hevesli olanlar var. Fizik şimdi son uçuşuna hazırlanıyor. Evreni gizemlerden ve cevaplanamayan sorulardan arındırılmış bir evren yapmak. Prensipte laboratuvar da yeni bir evren yaratılıp yaratılamayacağı üzerine zaman zaman birçok insanla çalıştım. İşe yarayıp yaramayacağından pek emin değiliz. İşe yarayacak gibi duruyor.

Bodrumunuzda yeni bir evren yaratmak aslında oldukça güvenli. Muazzam bir şekilde büyüse bile çevresindeki evreni yerinden edemez. Aslında kendi uzayını yaratıp büyür ve doğrusu, saniyenin bölümleri içerisinde kendisini bizim evrenimizden ayırıp kozmik boyutlara kadar, bizim bulunduğumuzu iddia ettiğimiz hiçbir bölgeyi rahatsız etmeden büyüyebilir.

Türkçeye kazandıran Akif H.

ALINTI : http://www.coreklen.com/2003/06/paralel-evrenler.html


Etiketler : Paralel, Evrenler
Yazan : mania  |
16 Şub 2011 Çar   
|  13.657 defa Okundu.
BU KONUDA HİÇ YORUM BULUNMUYOR...